Alanya'nın simgesi olan kale, yarımadanın tepesinde Selçuklu döneminden kalma surları, tarihi yapıları ve iki koya birden bakan eşsiz manzarasıyla şehrin en önemli ziyaret noktasıdır.
1226'da limanı ve tersaneyi korumak için inşa edilen sekizgen Kızıl Kule, Alanya'nın en tanınan yapılarından biridir ve bugün etnografya müzesi olarak ziyaret edilebilir.
Kızıl Kule ile aynı dönemde inşa edilen tersane, denize açılan beş kemerli gözüyle Selçuklu denizciliğinin günümüze ulaşan en etkileyici örneklerinden biridir.
1948'de liman inşaatı sırasında tesadüfen bulunan Damlataş Mağarası, binlerce yılda oluşmuş sarkıt ve dikitleri ile yüksek nemli, sabit sıcaklıklı havasıyla ünlüdür.
Limandan kalkan tekne turları, yarımadanın çevresindeki mağaraları, Kızıl Kule ve tersaneyi denizden gösterir; yüzme molalarıyla günün en keyifli aktivitelerinden biridir.
Toros Dağları'ndan gelen serin sularıyla Dim Çayı, su üzerine kurulmuş oturma alanlarında yemek yemenin ve yazın serinlemenin Alanya'daki en sevilen adresidir.
Cebel-i Reis Dağı'nın yamacındaki Dim Mağarası, yaklaşık 410 metrelik yürüyüş yolu, dev sarkıt ve dikitleri ve sonundaki küçük gölüyle Alanya'nın en etkileyici mağaralarından biridir.
Toros Dağları'nın içinde, Sapadere köyünde yer alan kanyon; şelaleleri, turkuaz göletleri ve kanyon boyunca uzanan yürüyüş yoluyla doğaseverlerin gözdesidir.
1967'de açılan müze, bölgenin binlerce yıllık geçmişini anlatan eserleri ve en ünlü parçası olan Roma dönemine ait bronz Herakles heykeli ile şehir merkezinde mutlaka görülmesi gereken bir duraktır.